Cemiyet


İNSAN SALINCAKTA UNUTULMUŞTUR

İnsan salıncakta unutulmuştur !..

 

İnsanlık tarihi gösteriyor ki, medeniyetler adaletle, ilimle, imanla, ahlakla kurulmuşlar, zulüm, cehalet, küfür ve ahlaksızlıkla çökmüşlerdir.

En güzel bir biçimde yaratılmış, bütün varlık alemi emrine verilmiş olan insan, kem yönü ve kemal yönü ile zaman zaman kendini tanımış, bulmuş. Zaman zaman da kendi içinde kaybolmuş, günümüzde olduğu gibi salıncakta unutulmuştur.

Şöyle ki; bir gün harman yerinde çalışan bir çiftçi ailesi havada bulutların artması, yağmur ihtimalinin belirmesi üzerine alelacele buğdaylarını, tarım aletlerini, kalburlarını, gözerlerini, çıkınlarını, testilerini, keçilerini, oğlaklarını yiyecek ve içeceklerini hatta kedilerini ve köpeklerini de arabaya yükleyip köye gelirler. Buğdayları ambara boşalttıkları sırada hanımın çığlığı duyulur. "Bey, çabuk ol, çocuğu harman yerinde salıncakta unutmuşuz!" Ana baba feryat ederek ve koşarak harman yerine ulaşırlar. Fakat geriye elleri boş gözleri yaşlı olarak dönerler. Yağan yağmur, akan seller çocuğu alıp götürmüştür. Bu aile kedisini, köpeğini almayı unutmamıştır ama, çocuğunu unutmuştur.

Evet günümüzde tıpkı bunun gibi felsefeler, doktrinler, batıl inanç sistemleri insanı salıncakta unutmuştur. 20. Asrın uzay ve atom çağının insanı; yaratılış gayesini dikkate almadan yola çıktığı içindir ki, hürriyet ararken köleliğin, adalet ararken zulmün, mutluluk ararken bunalımın ağlarına düşmüştür.

Günümüz insanı ağzındaki yalancı memeyi fırlatıp atan ve ağlayarak anasının helal süt damarlarını arayan aç kalmış bir çocuğun heyecanı içindedir. Aklı, kalbi, tefekkürü, arayışı onu er geç ruh köküne götürecektir. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra daha adil ve sıhhatli bir dünya düzeni kurma emelini üstlenen ABD Başkanı Mr. WİLSQN şöyle diyordu: "Bugünkü medeniyetimiz manevi vasfını yeniden elde edip ruhi ihtiyaçlarımıza cevap vermedikçe, maddi bakımdan da bekasını sağlayamayacaktır."

ABD Eski Dışişleri Bakanı Dulles NATON'un hür dünyasının Amerika'nın meselelerini teşhir ettiği "Harp ve Sulh" adlı kitabında şu tespitte bulunuyor:

"Memleketimizdeki kanun ve nizam kötü sonuçları önlemek için gerekli ruhi ihlası doğurmuyor ve insanlarımız şaşkınlık içindedir. Mesele yalnız maddiyatla ilgili değildir. Çünkü maddi şeyleri istihsal ve imal alanında en büyük imkana sahibiz. Bizim tek eksiğimiz gerçek ve sağlam bir imandan yoksun oluşumuzdur. Bu iman olmayınca hiçbir şeye sahip olmuş sayılmayız. Diplomatlarımız ne kadar zeki ve kudretli olursa olsun, bilginlerimiz ne kadar çok keşif ve icatlarda bulunursa bulunsun ve bombalarımız ne kadar azametli görünürse görünsün bu eksikliğimizi gideremezler. Hür bir cemiyette uyulması gerekli bağlar İmandan fışkıran kardeşlik bağlarıdır. Çünkü insanlar Allah (C.C.) himayesinde kardeşçe yaşamak için yaratılmışlardır. Eğer bugüne kadar söylediklerimizden daha doğru söylenecek bir şeyimiz yoksa daha yüksek frekanslı radyo istasyonları kurmamızda hiçbir fayda yoktur."

Ruhunu, özünü, imanını, ahlakını, sevgisini kaybetmiş bir madde yığını halindeki can çekişen bugünkü medeniyet, geride zulüm, kölelik, bunalım, kin ve nefret bırakmaya devam etmektedir. Bu feryatlar, İnsanların madde ile mananın, ilim İle ahlakın dostluğuna ne kadar ihtiyacı olduğunu ifade etmiyor mu?

 

 

Kaynakça:

Yenises Dergisi

Sayı:051 Mart 2000